25 Eylül 2019 Çarşamba

Unutkanlık Hastalığı Nedenleri ve Korunma Yollları

Unutkanlık Hastalığı Nedenleri

Unutkanlık hastalığı toplum içerisinde ileri ki yaşlarda karşılaşılması gereken bir rahatsızlık türü olarak bilinir. Ancak çağımızda değişen binlerce durum gibi unutkanlık hastalığı da görülme yaşı açısından ciddi bir revizyona uğramıştır. Öyle ki artık yaşlı kategorisi olarak gruplandırılan kimselerde değil; “yalancı bunama” adı altında gençlerde de görülmeye başlanmıştır.

 Psödodemans Hastalığı

 Gençler üzerinde etkisini gösterme yayılımı artan psödodemans gündelik hayat telaşı ve yanlış yaşayış biçimden beslenmekte ve beyinde çok daha ciddi hastalıkların oluşumuna sebebiyet vermektedir. Uyku düzensizliği, stresli anların artması, bilgisayar ve cep telefonu gibi teknolojik aletlerin kullanım sıklığının artması, radyasyona maruz kalınan işler ile meşgul olma şeklinde sayılabilecek birden fazla modern hayatın getirmiş olduğu yaşam biçimleri ile gençler üzerinde görülme sıklığı artmaktadır.

 Yalancı Bunama Neden Kaynaklanır

 Yalancı bunama erkeklere oran ile kadınlar üzerinde çok daha sık görülmektedir. Sebebi ise; yanlış beslenme, kontrolsüz ilaç kullanımı, yanlış diyet uygulama olarak sayılmaktadır. Guatr hastalarının yalancı bunama hastalığına yakalanma ihtimali diğer bireylere göre daha yüksektir. Peki, tüm bunların yanı sıra yalancı bunama için tıp dünyası tarafından belirlenmiş ana etkenler nelerdir, sorusuna bir yanıt olarak;

 Bipolar bozukluklar,
 B12 vitamin eksikliği sorunu,
 Nörolojik bozukluklar,
 Menenjit hastalığı,
 Çeşitli kafa travmaları,
 Bedeni yorgun düşürecek düzeydeki diyetler, şeklinde bir liste sıralanmıştır.

 Unutkanlık Hastalığının Tedavisi Var Mı

 Ciddi bir sağlık sorunu olan ve hayatı yaşanılmaz hale getiren unutkanlık hastalığı için tıp dünyasında binlerce farklı çalışma gerçekleştirilmektedir. Ancak unutkanlık hastalığı için belirlenecek tedavi yönteminin tanı kısmı işin zorlu kısmını oluşturmaktadır. Çünkü unutkanlık hastalığının seyri her ne kadar aynı gibi görülse de tüm bireyler için bu seyrin oluşumu oldukça farklı temellere dayanmaktadır. Unutkanlık hastalığı tedavisi için hastalığın ciddi manada gözlemlenmesi ve hangi durumlarda ağırlaştığının seyri gereklidir.

 Unutkanlık Hastalığından Korunmak İçin Neler Yapılmalıdır 

 Unutkanlık hastalığını yaşamamak için önlem almak tıp dünyasında sıkça duyurulan bir durumdur. Eğer unutmak istemiyor iseniz;

 -D vitamini takviyesi almalı,
 -Sürekli hafıza güçleştirmeye yönelik okumalar yapılmalı,
 -Kırmızı meyve tüketimi gerçekleştirilmeli,
 -Öğünler içerisinde mutlaka bir dilim ekmek tüketimi ihmal edilmemeli,
 -Omega 3 eksikliğine fırsat verilmemelidir.

24 Eylül 2019 Salı

Başarılı Olmak ve Başarılı Olmanın Yolları Nelerdir?

Başarılı olmak bir kişinin belirlediği hedefe ulaşması demektir. Başarılı olmak için çabalamak, sabretmek ve vazgeçmemek gerekir. Başarılı olmak bir tesadüf değildir ve kolay bir süreç değildir. Gerçekten başarıya ulaşmak için kişilerin ciddi anlamda çaba göstermesi ve çalışması gerekmektedir. Başarılı olmak için öncelikli olarak ulaşılabilir bir hedef belirlemeniz gerekmektedir. Ulaşılabilir bir hedef belirledikten sonra bu hedef için çabalamanız ve uğraşmanız gerekir. Unutmayın ki hiçbir başarı tesadüf değildir, bir başarının ardında mutlaka sabır, azim, çalışma ve süreklilik bulunmaktadır. Hedef belirledikten sonra başarılı olmak için bu süreçte sürekli olarak küçük adımlarla da olsa ilerlemeniz gerekir. Burada önemli olan ilk zamanlarda büyük adımlar atıp daha sonra pes etmek değildir. Küçük küçük adımlarla da olsa devamlı olarak ilerlemek son derece önemli bir ayrıntı olarak karşımıza çıkmaktadır. Başarılı olmak için etkili ve düzenli bir program oluşturmanız gerekir. Ancak etkili ve düzenli bir program sizi başarıya ulaştırır.

İşin özüne bakıldığı zaman düzenli bir şekilde plan yapıldığı takdirde, hedefinizi belirleyip bunun için çalışırsanız başarısız olmanız için hiçbir nedeniniz olmaz. Koyduğunuz bu hedef sayesinde yolunuzdan sapmadan hep bir hedef için sürekli olarak adım atabilir ve sonunda başarıya da ulaşabilirsiniz. Başarılı olmanın yolları dendiğinde akla gelen şeylerden birisi de hatalardan ders çıkarmaktır. Herkes hayatında farklı konularda da olsa hata yapabilir. Fakat eğer gerçekten başarılı olmak istiyorsanız mutlaka bu hatalarınızdan ders çıkarmanız gerekmektedir. Sizler de hatalarınızdan ders çıkararak başarılı olma yolunda çok daha sağlam adımlarla ilerleme şansına sahip olabilirsiniz. Başarılı olmak için yaşam kalitenize de dikkat etmeniz gerekmektedir. Yaşam kalitesinin içine yediğiniz yemekler, uyku kaliteniz de dahildir. Sizler de yaşam kalitenize göre daha verimli bir çalışma programı yürütme şansına sahip olabilirsiniz. Başarılı olman uzun soluklu bir film gibidir. Hemen anında başarılı olmanız mümkün değildir. Başarılı olabilmek için sabır, azim ve süreklilik gerekir. Sizler de ancak sabrederek ve sürekli çalışmaya, çabalamaya devam ederek başarıya ulaşma fırsatını elde edebilirsiniz.

Başarı Nedir ve Başarılı Olmak İçin Neler Yapmalıyız?

Özüne bakıldığı zaman başarıyı bir cümle ile tanımlamak çok yeterli ve doğru değildir. Başarı demek aslında sabretmek, inanmak, beklemek, çalışmak, pes etmemek ve daha pek çok şey demektir. Başarıya ulaşmak için bir süreç gerekir ve bu süreçte önemli olan şey pes etmemek ve az da olsa sürekli olarak çalışmaktır. Sizler de başarıya ulaşmak istiyorsanız eğer öncelikli olarak kendinize istediğiniz, realistik ve ulaşılabilir bir hedef koymanız gerekir. Ne istediğinize ve hedefinize karar vermek demek başarıya ulaşırken izleyeceğiniz yolun pusulası gibidir. Bu hedefe ulaşmak için etkili ve kaliteli bir planlama yapmanız gerekir. Başarı olmak demek sabah akşam sosyal hayatınızı kısıtlayarak çalışmak değildir. Başarılı olmak için düzenli, etkili ve sürekli devam eden bir program yeterli olacaktır. Herkes hayatında bazı olumsuzluklar ile karşı karşıya kalabilir ve hata yapabilir. Önemli olan şey bu hatalardan ders çıkarmak olacaktır. Eğer bir konu hakkında başarılı olmak istiyorsanız hemen harekete geçmeniz gerekir. Harekete geçmeden sadece bekleyerek asla başarıya ulaşamazsınız. 

Herkes gibi siz de geçmişte başarmayı denemiş ama başarıya ulaşamamış olabilirsiniz. Bu durumda geçmişe takılı kalmak yerine yeniden denemeyi tercih etmelisiniz. Bir kere başarısız olmanız bir daha başarısız olacağınız anlamına gelmez. Başarılı olmak konusunda arkadaş ortamının ve sosyal çevrenin de büyük bir önemi vardır. Bu süreçte çevrenizde kolay pes eden, hemen yenilgiyi kabullenen insanlar bulundurmayın. Yanınızda motivasyonu yüksek, kendine inanan kişiler bulundurmanız sizi de olumlu bir yönde etkileyecektir. Sizler de eğer başarılı olmak istiyorsanız öz eleştiri yapın, bunu yapmak kendinizde olan hataları görmenizi sağlar ve size bunu düzeltmek için imkan sunar. Başarılı olmak için çalışmanın dışında hayat kalitenize de gerekli önemi göstermeniz gerekmektedir. Sizler de başarılı olmak ve verimli çalışabilmek adına dengeli ve sağlıklı beslenin, düzenli, yeterli ve kaliteli bir şekilde uyumaya dikkat edin. Eğer sizler de hedefinizi belirlediyseniz ve ne yapmak istediğinize karar verdiyseniz başarılı olabilirsiniz. Unutmayın bunun için ilk yapmanız gereken şey harekete geçmek!

Başarılı İnsanlar ve Başarılı İnsanların Özellikleri.

Herkes belirli bir konuda başarılı olmak ister ama ne yazık ki bazıları istediği konuda başarılı olamaz. Hepimizin bildiği gibi başarı asla bir tesadüf değildir. Başarılı olabilmek için ciddi bir emek gerekir ve belirli özelliklere sahip olmak önemlidir. Her insan farklı konularda başarılı olabilir ama başarılı insanların sahip oldukları özellikler birbirine çok benzer. Bu özelliklerin başında hızlı karar alıp hızlı harekete geçmek yer alabilir. Başarılı insanlar ne yapmak istediklerini çok iyi bilirler ve bu konuda hızlıca karar alıp harekete geçerler, başarılı olmak adına çaba gösterirler. Eğer bir fikir doğrultusunda hemen harekete geçmezseniz, yapmak istediğiniz şey bir fikirden öteye gitmez. Fakat eğer hemen harekete geçerseniz başarılı olabilirsiniz. Başarılı insanlar ulaşılabilir ve realistik  hedefler koyarlar. Başarılı insan asla uçuk hedeflerin peşinden koşmaz ve yanlış yolda yürümez. Başarılı insan özellikleri arasında küçük ama sürekli adımlarla mütemadiyen devam etmek vardır. Yani başarılı insanlar birden büyük adımlar atıp daha sonra boş durmazlar. Çalışmalarına küçük adımlarla ama sürekli olarak devam ederler.

Başarılı insan kendi alanına ve sektörüne yoğunlaşır ve belirli bir alanda uzman olma eğilimi gösterir. Başarılı insanlar her sektöre atlayıp birden fazla alanda başarılı olma gibi bir çaba içinde değildir. Elbette herkes bazı konularda hata yapabilir ama önemli olan bu hatalardan ders çıkarmak ve hataları bir motivasyon kaynağı olarak görebilmektedir. Başarılı insanlar hata yapsalar bile bundan üzüntü duymazlar aksine hatalarından ders çıkarıp yollarına daha güçlü bir şekilde devam ederler. Başarılı insanların iletişim kurabilme kapasiteleri de oldukça yüksektir. Başarılı olabilmek için insanlar verimli bir şekilde çalışmayı tercih ederler. Önemli olan uzun saatler boyunca keyifsiz ve sistemsiz bir çalışma türü değildir. Başarılı insanlar tamamen planlı, keyifli ve aralıklı çalışma programları yapar ve bu çalışma programından da yüksek verim alırlar. Sizler de eğer bu özelliklere sahipseniz başarılı olmak için bir engeliniz kalmayacaktır. Bu özelliklere sahip değilseniz de bu yazıyı bir rehber olarak alıp durumunuzu buna göre değerlendirerek başarılı olma şansını deneyebilirsiniz.

19 Temmuz 2019 Cuma

Bu kelimenin tam anlamıyla Mutluluk Formülüdür

Mutluluğun bir örneği nedir? 

Bu bencilce soruyu filozoflar bin yıl boyunca tartıştı. Sparknotes'a göre Aristo, mutluluğun kendine bir son verdiğini söyledi. Şair Kahlil Gibran  , bunun ne anlama geldiğini, mutluluğun "üzüntün maskesiz hali" olduğunu yazdı.
Hitabet bir yana, Londra Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, mutluluğun (veya en azından belirli bir anın), Ulusal Bilimler Akademisi'nin Bildirilerinde son zamanlarda yayınlanan yukarıdaki formülle temsil edildiğini söylüyor. Bu formülün özü şudur: Mutluluk kazandığımızda yükselir ve beklentilerimiz düşüktür - ancak bu mutluluk zaman içinde yavaş yavaş kaybolur.
Açık olmak gerekirse, bilim insanları genel yaşam doyumu üzerinde çalışmıyorlardı, daha ziyade bir ödül kazanmanın getirdiği anlık neşeyi gösteriyorlardı.
MRI makineleri ile araştırmacılar kumar oyunu oynayan 26 deneğin kafasına baktılar. Oyun boyunca, bilgisayar katılımcılardan 1-10 ölçekte ne kadar mutlu olduklarını derecelendirmelerini istedi. Araştırmacılar daha sonra basitçe beyin aktivite verilerini rapor edilen mutluluk düzeyi ve katılımcının oyundaki başarı geçmişiyle birleştirdi ve yukarıdaki denklemi hazırladı.
Buldukları şey, katılımcılara en büyük mutluluğu veren oyunda kazanılan toplam para olmadığıydı. Formülde, bir önceki kazanmadan elde edilen mutluluğun zamanla azaldığını öngören bir "unutucu faktör" var. Bir galibiyetten sonra 10 deneme daha, orijinal galibiyet "esasen mevcut mutluluğu etkilemiyor"


Formüle göre, işler beklenenden daha iyi gittiğinde mutluluk artmaktadır. "Örneğin," çalışma sona erdi, "alternatif £ 2 kazanıyorsa, 0 sterlinlik bir ödül mutluluğu azaltır, ancak alternatif £ 2 kaybediyorsa mutluluğu artırır."
Mükemmel bir anlam ifade ediyor: Kazanma daha büyük bir kaybı önlediğinde kazanmak daha iyidir. Ancak bu çalışma hakkında şaşırtıcı olan, araştırmacıların daha sonra bu formülü , bir akıllı telefonda benzer bir oyun oynayan 18.000'den fazla insanın genel mutluluk şeklini tahmin etmek için kullanabilmeleriydi .
Çalışmanın yazarları, "Önceki sonuçlarımızla tutarlı olarak" yazıyor, "zamanla kazançlar arttı, ancak mutluluk olmadı." Araştırmacılar 26 kişinin beynini inceleyerek kabaca 18.000'in davranışını tahmin edebildiler. 
Normalde, psikologların bir hastada mutluluğu ölçmesi gereken en iyi araç, son derece öznel bir ankettir. Ancak bu araştırma, zihinsel bozuklukları teşhis etmede ve tedavi etmede daha kesin bir bilim için yapabilecek zihne eşleşmenin ve neşeyi ölçmenin bir yolu olabileceğini öne sürüyor.
Bu yazı Brian Resnick tarafından The Atlantic web sitesinde yayımlanan"This Is Literally the Formula for Happiness" adlı yazının çevirisidir.
Bu blogta dünyada yayımlanmış en güzel makalelerin çevirileri yer almaktadır. Çevirisi yapılan makaleler makalenin yayınlandığı web sitesi ve yayınlayan yazar belirtilerek paylaşılmaktadır. Kaynak gösterilmeden paylaşım yapılmamaktadır. Herhangi bir şekilde telif hakkının çiğnenmiş olduğu düşünüyorsa bana eposta hesabımdan ulaşabilirsiniz. Eğer yazar veya web sitesi isterse bahsi geçen yazı Matrix Portal X bloğundan silinecektir.

Kuantum Mekaniği Nedir? Kuantum Mekaniğinin Tanımı.


Kuantum Mekaniği Nedir?


Kuantum mekaniği çok küçük ile ilgili fiziğin dalıdır. 
Fiziksel dünya hakkında çok tuhaf sonuçlar çıkacak gibi görünebilir. Atom ve elektronların ölçeğinde, klasik mekaniğin denklemlerinin çoğu  , günlük boyutlarda ve hızlarda işlerin nasıl yürüdüğünü açıklayan, yararlı olmaktan çıkar. Klasik mekanikte, nesneler belirli bir zamanda belirli bir yerde bulunur. Bununla birlikte, kuantum mekaniğinde, nesneler bunun yerine bir olasılık bulanıklığında bulunur; A noktasında olma şansı, B noktasında olma şansı ve benzeri bir başka şansları var.

Üç devrimci ilke

Kuantum mekaniği (KM), onlarca yıl boyunca gelişti ve klasik mekanik matematiğinin açıklayamadığı deneylerin tartışmalı matematiksel açıklamaları olarak başladı. 20. yüzyılın başlarında, Albert Einstein'ın görelilik teorisini yayınladı; aynı zamanda  fizikteki şeylerin hareketini yüksek hızlarda tanımlayan ayrı bir matematiksel devrim. Ancak göreliliğin aksine, QM'nin kökenleri hiçbir bilim insanına atfedilemez. Daha ziyade, birçok bilim adamı, 1900 ve 1930 arasında kademeli olarak kabul ve deneysel doğrulama kazanan üç devrimci ilkenin temeline katkıda bulundu. Bunlar:
Kantitatif özellikler : Konum, hız ve renk gibi bazı özellikler bazen numaradan sayıya "tıklayan" bir kadran gibi, yalnızca belirli, belirli miktarlarda oluşabilir. Bu, klasik mekaniğin temel varsayımına meydan okudu; bu özelliklerin yumuşak ve sürekli bir spektrumda bulunması gerektiğini söyledi. Bazı özelliklerin belirli ayarlara sahip bir kadran gibi "tıklandığı" fikrini açıklamak için, bilim adamları "niceliklendirilmiş" kelimesini kullandılar.
Işık parçacıkları : Işık bazen bir parçacık gibi davranabilir. Bu, başlangıçta sert bir eleştiriyle karşılandı, çünkü ışığın bir dalga gibi davrandığını gösteren 200 yıllık deneylerin aksine; sakin bir gölün yüzeyinde dalgalanmalar gibi. Işık, duvarlardan sarktığı ve köşelerde kıvrıldığı ve dalganın tepelerinin ve çukurlarının birikebileceği veya iptal edebileceği şekilde benzer şekilde davranır. Eklenen dalga tepeleri daha parlak ışığa neden olurken, iptal eden dalgalar karanlık üretir. Bir ışık kaynağı, gölün ortasına ritmik olarak batırılmış bir çubuktaki top olarak düşünülebilir  Yayılan renk, topun ritminin hızı ile belirlenen tepeler arasındaki mesafeye karşılık gelir. 
Maddenin dalgaları : Madde bir dalga gibi de davranabilir. Bu, maddenin (elektronlar gibi) partikül olarak bulunduğunu gösteren yaklaşık 30 yıllık deneyime karşı koştu.

Sayısal özellikler?

1900 yılında Alman fizikçi Max Planck, ampul filamanları gibi kırmızı-sıcak ve beyaz-sıcak cisimlerin ışığında, spektrumda yayılan renklerin dağılımını açıklamaya çalıştı. Bu dağıtımı tanımlamak için elde ettiği denklemi fiziksel olarak algılarken, Planck, yalnızca belirli renklerin  (çok sayıda da olsa) kombinasyonlarının , özellikle de bazı temel değerlerin tam katları olanların yayıldığını ima etti  Her nasılsa, renkler ölçüldü! Bu beklenmedik bir durumdu çünkü ışığın bir dalga gibi davrandığı anlaşılıyordu, bu da renk değerlerinin sürekli bir spektrum olması gerektiği anlamına geliyordu. Atomları yasaklayan ne olabilir  bu tam sayı katları arasında renkleri üretmekten mi? Bu o kadar garip görünüyordu ki Planck nicelleştirmeyi matematiksel bir numaradan başka bir şey olarak görmüyordu. Helge Kragh'ın 2000 yılında Physics World dergisinde yayınlanan makalesinde, " Max Planck, İsteksiz Devrimci ", "Aralık 1900'de fizikte bir devrim meydana gelmişse kimse bunu fark etmedi. Planck istisna değildi ..." 
Planck denklemi, daha sonra QM'nin gelecekteki gelişimi için çok önemli olacak bir sayı içeriyordu; Bugün, "Planck's Constant" olarak bilinir.
Niceleme, fiziğin diğer gizemlerini açıklamaya yardımcı oldu. 1907'de Einstein, aynı miktarda ısıyı malzemeye koyarsanız, ancak başlangıç ​​sıcaklığını değiştirdiyseniz, katı maddenin sıcaklığının neden farklı miktarlarda değiştiğini açıklamak için Planck'ın nicelleştirme hipotezini kullandı.
1800'lerin başından beri, spektroskopi bilimi,   farklı elementlerin "spektral çizgiler" adı verilen belirli ışık renkleri yaydığını ve emdiğini göstermiştir. Spektroskopi uzak yıldızlar gibi nesnelerde bulunan elementleri belirlemek için güvenilir bir yöntem olmasına rağmen, bilim adamları  her bir elementin neden bu belirli çizgileri ilk etapta verdikleri konusunda şaşkına döndüler  1888'de Johannes Rydberg, hidrojen tarafından yayılan spektral çizgileri tanımlayan bir denklem elde etti, ancak kimse denklemin neden çalıştığını açıklayamadı. Bu, 1913'te Niels Bohr,  Planck'ın Ernest Rutherford'un 1911 atomunun "gezegensel" modeline kuantize etme hipotezini uyguladığı zaman , elektronların çekirdeği güneşin yörüngesinde döndürdüğü şekilde yörüngede bulunduğunu varsaydığı zaman değişti  Physics 2000  (Colorado Üniversitesi'nden bir bölge), Bohr elektronların bir atomun çekirdeği etrafındaki "özel" yörüngelerle sınırlı olduğunu öne sürdü. Özel yörüngeler arasında "sıçrama" yapabilirler ve atlamanın ürettiği enerji, spektral çizgiler olarak gözlenen belirli ışık renklerine neden olur. Kantitatif özellikler sadece matematiksel bir hile olarak icat edilmiş olsa da, QM'nin kurucu ilkesi olduklarını o kadar açıkladılar.

Işık parçacıkları?

1905 yılında Einstein "bir yazı yayınlamıştır Işık Emisyon ve Dönüşümün doğru View bir Sezgisel Noktası Dair ancak bazı biçimde olarak, o bir dalga olarak değil yolculuk ışık öngörülen ettiği," "enerji miktarı." Einstein'ın önerdiği bu enerji paketi, özellikle bir atom ölçülen titreşim hızları arasında “sıçradığında” “yalnızca bir bütün olarak emilebilir veya üretilebilir”. Bu, birkaç yıl sonra gösterileceği gibi, bir elektronun ölçülen yörüngeler arasında "sıçraması" durumunda da geçerli olacaktır. Bu model altında, Einstein'ın "enerji kantini", sıçramanın enerji farkını içeriyordu; Planck'ın sabitine bölündüğü zaman, bu enerji farkı o kuantların taşıdığı ışığın rengini belirledi. 
Einstein, ışığı öngörmenin bu yeni yoluyla, Planck'ın bir ampul filamanından yayıldığını tanımladığı belirli renkler de dahil olmak üzere dokuz farklı fenomenin davranışına dair içgörü sunmuştur. Ayrıca, belirli ışık renklerinin, "fotoelektrik etki" olarak bilinen bir fenomen olan metal yüzeylerden elektronları nasıl çıkarabildiğini de açıkladı. Bununla birlikte, Einstein, bu sıçramayı tamamen haklı çıkarmadı, dedi Winnipeg Üniversitesi'nde fizik doçenti olan Stephen Klassen. 2008 tarihli bir makalede, "Fotoelektrik Etki: Fizik Sınıfı için Hikayeyi Yeniden Düzenleme", Klassen, Einstein'ın enerji kantininin bu dokuz olguyu açıklamak için gerekli olmadığını belirtti. Bir dalga olarak ışığın bazı matematiksel işlemleri, hem Planck'ın bir ampul filamanından yayıldığını tarif ettiği spesifik renkleri ve fotoelektrik etkiyi tarif edebilir. Gerçekten de, Einstein’ın 1921’de tartışmalı kazanması Nobel Ödülü , Nobel komitesi sadece enerji katarı kavramına dayanmayan “fotoelektrik etki yasasını keşfettiğini” kabul etti.
Einstein'ın gazetesinden yaklaşık yirmi yıl sonra, " foton terimi , bir elektron ışınıyla saçılan ışığın renkte değiştiğini gösteren 1923 tarihli Arthur Compton çalışması sayesinde enerji kantini tanımlamak için popüler hale geldi. Bu, ışık parçacıklarının (fotonlar) gerçekten maddenin parçacıklarıyla (elektronlar) çarpıştığını, dolayısıyla Einstein'ın hipotezini doğruladığını gösterdi. Şimdiye dek ışığın hem dalga hem de parçacık olarak davranabileceği ve ışığın “dalga-parçacık ikiliğini” QM'nin temeline yerleştirebileceği açıktı.

Maddenin dalgaları?

Elektronun 1896'da keşfedilmesinden bu yana, tüm maddelerin parçacıklar halinde var olduğuna dair kanıtlar yavaş yavaş inşa ediyordu. Yine de, ışığın dalga-parçacık dualitesinin gösterilmesi, bilim insanlarına maddenin sadece  parçacıklar gibi davranıp davranmadığının sınırlı olup olmadığını sorgular  Belki de dalga-parçacık ikiliği, madde için de gerçek olabilir. Bu akıl yürütmeyle büyük ilerleme kaydeden ilk bilim adamı, Louis de Broglie adlı bir Fransız fizikçiydi. 1924'te de Broglie, Einstein'ın özel görelilik teorisinin denklemlerini kullandı.  parçacıkların dalga benzeri özellikler gösterebileceğini ve dalgaların parçacık benzeri özellikler gösterebileceğini göstermek için. Daha sonra, 1925'te bağımsız çalışan ve ayrı matematiksel düşünme çizgileri kullanan iki bilim adamı, de Broglie'nin elektronların atomlarda nasıl çevrildiğini ( klasik mekaniğindenklemlerini kullanarak açıklanamayan bir fenomen) açıklamasını açıkladı  Almanya'da fizikçi Werner Heisenberg (Max Born ve Pascual Jordan ile birlikte çalışıyor) bunu "matris mekaniği" geliştirerek başardı. Avusturyalı fizikçi Erwin Schrödinger "dalga mekaniği" adı verilen benzer bir teori geliştirdi. Schrödinger, 1926'da bu iki yaklaşımın eşdeğer olduğunu gösterdi (ancak İsviçre fizikçi Wolfgang Pauli yayınlanmamış bir sonuç gönderdi.  Ürdün'e matris mekaniğinin daha eksiksiz olduğunu göstererek).
Her elektronun bir atomun çekirdeği etrafındaki bir dalga (bazen "bulut" olarak adlandırılır) olarak hareket ettiği atomun Heisenberg-Schrödinger modeli Rutherford-Bohr modelinin yerini aldı. Yeni modelin bir şartı, bir elektron oluşturan dalganın uçlarının buluşması gerektiği idi. "Kimyada Kuantum Mekaniği " , 3. Baskı."(WA Benjamin, 1981), Melvin Hanna,“ Sınır koşullarının dayatılması, enerjiyi ayrık değerlerle sınırlandırdı. ”Bu şartın bir sonucu olarak, bazı özelliklerin neden bazı özelliklerini açıkladığını açıklayan, sadece tam sayıdaki tepe ve basamak sayısına izin verilmesidir. Atomun Heisenberg-Schrödinger modelinde, elektronlar "dalga fonksiyonuna" uyarlar ve yörüngeler yerine "yörüngeleri" tutarlar.Rutherford-Bohr modelinin dairesel yörüngelerinin aksine, atomik yörüngeler kürelerden çeşitli şekillerdedir papatyalara dambıl.
1927'de Walter Heitler ve Fritz London, atomik orbitallerin moleküler orbitaller oluşturmak için nasıl bir araya getirilebileceğini göstermek için atomların moleküller oluşturmak için neden birbirlerine bağlandıklarını göstermek için dalga mekaniği geliştirdiler  Bu, klasik mekaniğin matematiğini kullanarak çözülemeyen bir başka problemdi. Bu görüşler "kuantum kimyası" alanına yol açtı.

Belirsizlik ilkesi

Ayrıca 1927'de Heisenberg, kuantum fiziğine önemli bir katkı yaptı. Maddenin dalgalar gibi hareket ettiğinden, elektronun konumu ve hızı gibi bazı özelliklerin "tamamlayıcı" olduğunu, yani her bir özelliğin kesinliğinin ne kadar iyi bilinebileceğinin bir sınırı olduğu (Planck'ın sabiti ile ilgili) anlamına geldiğini belirtti. “Heisenberg'in belirsizlik ilkesi olarak adlandırılacak şeyin altında  , bir elektronun pozisyonunun ne kadar kesin olarak bilindiği, hızının ne kadar kesin olarak bilindiği ve bunun tam tersi olabilirdi. Bu belirsizlik ilkesi, günlük boyuttaki nesneler için de geçerlidir, ancak hassasiyet eksikliği olağanüstü derecede küçük olduğu için farkedilmez. Morningside Koleji'nden Dave Slaven'e (Sioux City, IA) göre, eğer bir beyzbol. Topun pozisyonunu bilmenin mümkün olduğu maksimum hassasiyet 0.000000000000000000000000000008 milimetredir.

ileriye

Niceleme, dalga-parçacık ikiliği ve belirsizlik ilkesi, QM için yeni bir çağda yol açtı. 1927'de Paul Dirac, parçacıkların (fotonlar ve elektronlar gibi) altta yatan fiziksel alanın heyecanlı halleri olarak işlenen “kuantum alan teorisi” (QFT) çalışmasına yol açmak için elektrik ve manyetik alanların kuantum anlayışını uyguladı. QFT'deki çalışma on yıl boyunca bilim adamları bir barikatı tıkayana kadar devam etti: QFT'deki birçok denklem fiziksel anlamayı bıraktı, çünkü sonsuzluk sonucu ürettiler. 10 yıl süren durgunluktan sonra, Hans Bethe 1947'de "yeniden normalleştirme" adı verilen bir teknik kullanarak bir atılım yaptı. Burada Bethe, iki fenomen (özellikle "elektron öz-enerji" ve "vakum polarizasyonu" ile ilgili tüm sonsuz sonuçların olduğunu fark etti.
Renormalizasyonun başlangıcından bu yana, QFT doğanın dört temel kuvveti hakkında kuantum teorileri geliştirmenin temeli olmuştur: 1) elektromanyetizma, 2) zayıf nükleer kuvvet, 3) güçlü nükleer kuvvet ve 4) yerçekimi. QFT tarafından sağlanan ilk içgörü, 1940'ların sonlarında ve 1950'lerin başlarında adım attığını belirten "kuantum elektrodinamiği" (QED) aracılığıyla elektromanyetizmanın kuantum tanımıydı. Daha sonra, 1960'larda "elektroweak teorisi" (EWT) oluşturmak için elektromanyetizma ile birleştirilmiş zayıf nükleer kuvvetin kuantum tanımı yapıldı. Sonunda, 1960'larda ve 1970'lerde "kuantum kromodinamiği" (QCD) kullanarak güçlü nükleer kuvvetin kuantum muamelesi geldi. QED, EWT ve QCD teorileri birlikte Standart Modelin temelini oluşturur.  Parçacık fiziğinin. Ne yazık ki, QFT henüz kuantum bir yerçekimi teorisi üretmedi. Bu arayış, sicim teorisi ve döngü kuantum kütleçekimi çalışmalarında bugün devam ediyor.

Kaynaklar:

Robert Coolman tarafından livescience.com web sitesinde What Is Quantum Mechanics? isimli yazının çevirisidir.
  • Robert Coolman kimdir merak ediyor ve makalenin orjinalini okumak isterseniz What Is Quantum Mechanics?
  • Robert Coolman, Wisconsin-Madison Üniversitesi'nde yüksek lisans araştırmacısı olarak doktorasını tamamladı. kimya mühendisliğinde. Matematik, fen bilimleri ve tarihle nasıl etkileşimde bulundukları hakkında yazıyor. 
  • Robert Coolman'ı sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz: @PrimeViridian.  @LiveScienceFacebook & Google+.
Bu blogta dünyada yayımlanmış en güzel makalelerin çevirileri yer almaktadır. Çevirisi yapılan makaleler makalenin yayınlandığı web sitesi ve yayınlayan yazar belirtilerek paylaşılmaktadır. Kaynak gösterilmeden paylaşım yapılmamaktadır. Herhangi bir şekilde telif hakkının çiğnenmiş olduğu düşünüyorsa bana eposta hesabımdan ulaşabilirsiniz. Eğer yazar veya web sitesi isterse bahsi geçen yazı Matrix Portal X bloğundan silinecektir.

Kişisel Gelişim ve olumlu bir zihne sahip olmak için faydalı 100 olumlama örneği

1. Her gün daha da güçleniyorum. 2. Hayatımın kontrolü tamamen bende. 3. Kendimi her geçen gün daha fazla seviyorum. 4. Kendime değer veriyo...